diyorum ki

kitaplar, fikirler, olaylar, yorumlar…. Sözüm olan herşeyy.

muzik

Eylül 22, 2008 Yazan: gokmen36 | müzik | | Henüz Yorum Yok

gezgin

gezgin

 

kendimin ellerinden tutunca

içimden nehirler gibi akmak geliyor yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor geberesiye içip salaş meyhanelerdeburalardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor

                                          Yılmaz Odabaşı

 

Alıp başınızı gitmek istediğiniz oldu mu hiç? Sadece sıkıntıdan, durağanlıktan bıktığınız için değil, yeni yerlere, yeni yüzlere, güzelliklere, dünyanın başka yerlerinde başka hayatlara olan merakınız yüzünden gitmek isteğiniz.

Rüyamızda “seyahat ya Resulallah” diyen Evliya Çelebi kadar olmasa bile içimizde yol, yolculuk, yeni yerler görme isteği var galiba. Kimi zaman bunu tatil, dinlenme, memleket ziyareti, gurbetteki akrabayı görme gibi örtülere büründürsek de temelde bir gezgin içimizde bir yerlerde biz dürtüyor. Vakit, nakit vesaire gibi imkanlarımız elverdikçe gezmek görmek isteğimizi gidermeye çalışıyoruz. Ancak çoğumuzun bunları sağlamaktan uzak olduğu da aşikar. Ama üzülmemek lazım bizim yerimize gezip görenler, gezdiklerini, gördüklerini, yiyip içtiklerini kendilerine saklamayıp bizlerle paylaşanlar var. Seyahatnameler her zaman ilginç gelmiştir. Şimdi bunların yanında çeşitli gezi, tatil, coğrafya, arkeoloji, fotoğraf gibi konularda yayın yapan dergiler, çeşitli televizyon programları, belgeseller merakımızı bir nebze olsun gidermenin yeni yolları.

Tam da yaz sıcağında tatil düşleri kurarken rastladım bunlardan birine. Daha önce raflarda gördüğüm ama içini karıştırmadığım, okumadığım bir dergiyi bu kez elime aldım. Kapağındaki eski İstanbul fotoğrafı mıydı beni çeken yoksa fotoğrafın altında içindekileri belirten yazıdaki memleketimle ilgili gördüklerim mi bilmiyorum. Ama galiba hem İstanbul hem de Kars bir araya gelince kaçınılmaz gerçekleşti; kasaya ödeme yapılmış ve soğuk bir şeyler içerken okumak için yolculuk J başlamıştı. “Gezgin” dergisinden bahsediyorum, yeni sayılabilecek aylık bir dergi, temmuz sayısı 6. sayı; üstelik 3. sayısını da yanında hediye veriyor. Gerçi vitrinlere çoktan dergilerin Ağustos sayıları çıkmaya başlamıştır ama acele ederseniz bu ay ki sayıyı da yakalayabilirsiniz. Kim bilir belki de yeni sayısında da eski dergilerden ek olarak veriyorlardır.

Dergi çok güzel fotoğraflara yer veriyor, baskısı, sayfa kalitesi göz doyurucu. Muhtevası da geri kalır değil. “Aylık Gezi Kültürü Dergisi” üst başlığını taşıyor. Temmuz sayısında Kars’a yolu düşmüş Gezgin’in. Memleketimden insan manzaralarının yanı sıra Kars ve Anı’dan ilginç kareler görüyoruz. Ortaokul ve liseyi okuduğum binanın altına sadece bir kamu binası yazmalarına kızdım biraz ama yine de iyi fotoğraftı. Dergi önemli bir hazineyi paylaşıyor bu sayısında: Sultan II. Abdülhamid’in fotoğraf koleksiyonunu. Osmanlı coğrafyasını özellikle İstanbul’u gözler önüne seriyor bu fotoğraflar. Ayrıca fotoğrafçılığın ülkemizdeki tarihi ile de ilgili oldukça önemli bilgiler var yazıda. Diğer bir konu ise İstanbul’daki müzeler. Derginin dediği gibi İstanbul bir müzeler şehri. Oyuncak müzesinden tutunda karikatür müzesine pek çok seçenek mevcut. Tabi tarihi eserleri düşünürsek aslında şehrin kendisinin doğrudan doğruya bir açık müze olduğunu söyleyebiliriz. Mimarimizin önemli unsurlarından olan kubbeler diğer bir dosya konusu. En güzel kubbe örneklerinin fotoğrafları eşliğinde güzel bir değerlendirme yazısı okuyoruz. İlginç ve heyecanlı bir bölüm olmuş raftinge ayrılan sayfalar. Bir an kendinizi bırakırsanız Fırtına deresinde botta gidenin siz olduğunu sanabilirsiniz.

Dergiyle hediye edilen üçüncü sayısı kapak konusunu lalelere ayırmış. İstanbul’un yeniden bir lale şehri olmasının heyecanını duyuyoruz konu ile ilgili sayfalarda. Ayrıca lalenin geçmişi, ülkemizde ve tarihimizdeki önemi gibi konulara değinilmiş yazıda. Alsında laleler üzerine hazırladığım ancak bir türlü sonlandıramadığım bir yazım ve bu yazıda yer almasını istediğim arkadaşımın çektiği güzel lale fotoğrafları yüzünden biraz kıskandım bu yazıyı. Dergi bu sayısında bizi çok uzaklara Bangkok’a götürüyor. Ardından bir solukta Hasankeyf’e varıyorsunuz. Yine bir İstanbul güzellemesi var: Çiçek İstanbul. İstanbul’da çiçeğin yeri, çiçek isimleri verilen sokaklar gibi ilginç konulara değinmiş. Sadece binalarla ilgilenmiyor dergi, aynı zamanda tabiat ve tabiat sevgisine yer veriyor. Bu sayıda bir mikoloğun yani mantarbilimcinin gözünden tabiatın ilginç güzellikleri mantarlar ve mantar bilimi hakkında bilgiler alıyoruz. Şifalı bitkiler ve İstanbul’un nazlı kuğuları vapurlar hakkındaki yazılar da dikkate değer.

Müsaadenizle ben yolculuğa pardon dergiye geri döneyim.

 

Not: Türk Edebiyatı Dergisi’nin yeni sayısı da edebiyatımızda yol, yolcu ve yolculuğa dair. Yolumuza, yolculuğumuza edebi tatlar eklemek keyfimizi daha da arttırabilir.

Temmuz 29, 2007 Yazan: gokmen36 | dergiler | | Henüz Yorum Yok

Bir Kitap: 21. Yüzyılda Türk Dış Politikası

gokmen36_tdp1.jpg

21. YÜZYILDA TÜRK DIŞ POLİTİKASI

 

Doç. Dr. İdris BAL’ın editörlüğünü yaptığı kitaba 39 akademisyen makaleleri ile katkıda bulunmuşlar. Ben ilk kez 2. baskısını okumuştum. İdris Bal Hocam büyük bir nezaket gösterip bu genişletilmiş 3. baskısını imzalayarak göndermiş, kendisine teşekkür ediyorum.

Türk Dış politikası üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri. Özellikle soğuk savaş sonrasında değişen parametreler ışığında Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu durumları ve bunlaar karşısında Türkiye’nin geliştirdiği politikaları tarihsel süreci de ihmal etmeden inceleniyor.

Kitap beş kısma ayrılmış: Birinci Kısım Türk Dış politikasında Eğilimler ve genel Değerlendirmeler, İkinci Kısım ABD, AB ve Balkanlar, Üçüncü Kısım Rusya, Kafkaslar, Ortaasya ve Uzakdoğu, Dördüncü Kısım Ortadoğu, Beşinci Kısım Güvenlik ve Türk dış Politikası başlıklarını taşıyor.

Birinci kısmın ilk yazısı Ramazan Gözen tarafından hazırlanan “Dış Politika Nedir?” başlıklı çalışma. İkinci yazı “Teoriler Işığında Dış politika” adını taşıyor ve Selahaddin Bakan’a ait. Üçüncü çalışma Nevin Yurtsever Ateş’in ” Cumhuriyet Dönemi Türk Dış Politikası ve Hükümet Programları”, “Soğuk Savaş’ın Sona Ermesinin Türk Dış Politikasına Etkileri”nin incelendiği dördüncü yazı ise Abdülkadir Baharçiçek tarafından yazılmış. Beşinci yazı Mim Kemal Öke’nin ” Küreselleşmenin algılanması Paranoyaz mı Türk Asrı mı? Paradoksu” adlı çalışması. Altıncı yazı İdris Bal tarafından yazılmış ve “İnsan Haklarının Uluslarüstü Korunması ve Türkiye: Bazı Sorunlar” adını taşıyor. Yedinci yazı da insan haklarını işliyor, Fatih Karaosmanoğlu “İnsan Hakları Amaçlı Türk Dış Politikası: Bir Faktör Olarak AGİT İnsan Hakları Normları” adı altında bu konuya değinmiş. Doksanlı yıllar özellikle Türkiye’yi insan hakları konusunda oldukça sıkıntıya sokmuştu. Sekizinci yazı “İç Politika Dış Politika Etkileşimi” başlığını taşıyor ve Veysel Bilgiç yazmış. Bölümün son yazısını “Türkiye’nin Göç Politikası” adlı çalışması ile Turkut Göksu yazmış.

İkinci kısımda ilk yazı Çağrı Erhan’ın “Türkiye ABD İlişkisinin Mantıksal Çerçevesi” yazısı. İkinci yazı İdris Bal’ın “Türkiye ABD İlişkileri ve 2003 Irak Savaşının Önemi” adını taşıyor. Üçüncü yazı kitabın bu baskısına eklenen yani bir ortak çalışma İdris Bal ve Ayfer Selamoğlu’nun hazırladığı “Büyük Ortadoğu projesi: ABD AB Türkiye ve Bölge”. Dördüncü yazı İbrahim Canbolat’ın éTürkiye Ab İlişkileri”ni incelediği çalışması. Beşinci yazı İrfan Kaya Ülger’ce yazılan “Balkan Gelişmeleri ve Türkiye: 1990lı Yıllar” çalışması. Altıncı yazı Birgül Demirtaş- Coşkun’un “Değişen Dünya Dengelerinde türk Yunan İlişkileri” başlıklı çalışması. Yedinci çalışma Şaban Çalış ve Birol Akgün tarafından hazırlanmış “Çatışmadan Uzlaşmaya: 21. Yüzyıla Girerken Balkanlarda Türk Yunan Rekabeti” başlığını taşıyor. Sekizinci yazı Türkiye’de uluslararası ilişkiler disiplininde çok üstünde durulmayan bir çerçeveye sahip “Türk Yunan İlişkilerinin Psikopolitiği ve sorunların Çözümü Üzerine Düşünceler” adını taşıyor. Bölümün son yazısı Nasuh Uslu’nun Kıbrıs Sorunu’nu tartışan yazısı.

Üçüncü kısımda ilk olarak Ertan Efegil’in Türk Rus ilişkilerini inceleyen bir çalışmasını okuyoruz. İkinci yazı İdris Bal tarafından yazılmış bağımsızlığını kazanmış Türk Cumhuriyetlerinin Türkiye açısından önemini irdeliyor. Üçüncü yazı Kafkasya konusunda önemli eserlere imza atmış ki uzmanın kaleminden çıkmış, Yaşar Kalafat ve Araz Aslanlı’ya ait “Türkiye Azerbaycan İlişkileri” başlıklı çalışma. İdris Bal’ın yazdığı “Türkiye Ermenistan İlişkileri ve Ermeni Sorunu” bölümün dördüncü yazısı. Gürcistan konusunu ise Kamil Ağacan incelemiş. Altıncı çalışma Meryem Kırımlı ve Dilek Temiz’e ait olan Türk cumhuriyetlerine yönelik Türk Dış politikasını inceleyen bir yazı.  Necdet Pamir Orta ASya ve Kafkaslarda Güvenlik konusunu enerji eksenli olarak incelemiş. Dokuzuncu yazıda Hamit Ersoy türk İran rekabetini irdelemiş. Onuncu yazı yine oldukça az rastladığımız bir Uzakdoğu incelemesi Deniz Ülke Arıboğan tarafından yazılmış. Onbirinci çalışma Japonya üzerine İbrahim Öztürk’ün çalışması. Bölümün son yazısı İdris Bal tarafından yazılmış ve Şangay İşbirliği Örgütü’nü inceliyor.

Dördüncü kısım ortadoğuya ayrılmış dokuz çalışmadan oluşuyor. İlk yazı Ramazan Gözen’ce azılmış “Ortadoğu’da Güç Dengeleri” adını taşıyor. İkinci yazıda İdris Bal, PKK’nın Ortadoğuda sebep olduğu istikrarsızlığı ele alıyor. Tayyar Arı Türkiye’nin Ortadoğu politikasını geçmişten günümüze inceliyor ve temel dinamiklerini ortaya kouyor. Dördüncü yazıda Ramazan Gözen II. Körfez Savaşı’nda Türkiye’nin politikasını incelemiş. Beşinci çalışmada Enver Bozkurt yine körfez savaşı ve boykot üzerinde duruyor. Altıncı çalışma Kuzey Irak üzerine ve Ramazan Gözen tarafından yazılmış. Yedinci yazıda Tayyar Arı Türkiye ABD ve Irak’ın soğuk savaş sonrasında politikalarını inceliyor. Vefa Toklu sekizinci yazıda su sorununu analiz ediyor. Son yazıda İsrail ile ilişkiler Kamer Kasım tarafından ele alınmış.

Son bölüm İdris Bal’ın “Bölgesel Güvenlik ve Türkiye’nin Stratejik Önemi” çalışması ile başlıyor. Akabinde Mustafa Çufalı Türkiye’nin bölgesel sorunlarını ve çözüm önerilerini tartışmış. Üçüncü yazıda İdris Bal ” Terörizm, Liberal Devlet ve Uluslararası İşbirliği” konusunu irdelemiş. Dördüncü yazı çok sevdiğim bir hocama ait, Mesut Hakkı Caşın’ın “Ululslararası Hukuk Açısından Terör ve Ululslararası Suçlar” adlı çalışma. Beşinci yazıda Hüseyin Bağcı 11 eylül’ün Türk dış ve güvenlik politikalarına getirdiği değişiklikleri inceliyor. İhsan Bal ve Sedat Laçiner’in ortak çalışmaları “Küresel Terörle Mücadelede ABD Güvenlik Politikalarının Türkiye’nin İç Güvenliğine Yansımaları” adını taşıyor. Yedinci yazıyı Armağan Kuloğlu yazmış Nato, Avrupa ve Türkiye’yi incelemiş. Hüseyin Bağcı sekizinci yazıda AGSK konusunda türkiye’nin baklentilerini incelemiş. Dokuzuncu yazı Mesut Hakkı Caşın’ın Türk Boğazlarının 21. yüzyılda değişen stratejik vizyonunu incelediği çalışması. Onuncu ve kitabıın son yazısı Nurşen Mazıcı’nın ülkemizi son zamanlarda en çok sıkıntıya sokan bir konuda çözüm önerilerini sunduğu, Ermeni sorunu ile ilgili yazısı.

Ocak 7, 2007 Yazan: gokmen36 | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Avrupa Birliği Serüveni ve Ermeni sorunu

Gökmen KILIÇOĞLU

Türkiye oldukça uzun sayılabilecek bir süredir Avrupa Birliği’ne girmek için mücadele etmektedir. Bunun doğru bir politika olup olmadığı tartışması ayrı bir konudur ancak Türkiye’nin hemen hemen tüm kurumlarının üzerinde uzlaştıkları neredeyse tek konu AB’ye girilmesinin gerekliliğidir. Gelişmeler Türkiye’nin her sorununa AB’ye giriş süreci perspektifinden bakılmasını zorunlu kılmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri ve organları da bu hassas durumu kendi istedikleri doğrultuda sonuna kadar kullanmaktadırlar. İlgili ilgisiz her konuda görüş belirtmek ve hatta ülkemizi denetlemek yetkisini kendilerinde görmektedirler.

Avrupa ülke parlamentolarında kabul edilen sözde Ermeni soykırımının tanınmasına yönelik kanunlar bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu tür uygulamalarla Avrupa Birliğine giriş sürecinde demokratikleşme, insan hakları, Güneydoğu ve Kıbrıs sorunu gibi önemli sorunlarla baş etmek zorunda olan Türkiye’nin bir de Ermeni meselesi ile köşeye sıkıştırılmak istendiği açıktır.[1]

Ermeni toplumunun görev bildiği bir diğer husus da bulundukları ülkede Türkiye ve Azerbaycan’ın lehine olabilecek her hareket ve girişimi bunlar kendilerinin veya Ermenistan’ın aleyhine olmasa bile, karsı çıkmaktır. Ermenistan dışındaki Ermeni toplumu özellikle ABD’de Türkiye ve Azerbaycan’ın her türlü çıkarını önlemek, buna karşın Ermenistan’a maddi yardım sağlamak yolundaki gayretlerini sürdüreceklerdir. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine aday olması Ermenilere bu üyeliği Türkiye’nin asılsız soy kırımının tanınması koşuluna bağlama fikrini vermiştir. Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmak için son derece istekli davranması bazı ülkelerde Türkiye’nin bu üyelik uğruna Ermeni sorununda taviz vereceği gibi düşüncelere yol açmış olması olasılığı vardır.[2]

Ermeni sorunu her zaman bir takım güçlerin ilgilendikleri ve Türkiye üzerine stratejilerini belirlerken kullanmaya çalıştıkları bir konu olmuştur. Sorunun başlangıcını oluşturan Batı kışkırtmacılığı ve Osmanlı Ermenilerini silah olarak kullanma eğilimi, üslup değiştirilerek devam etmektedir.

Ermenileri AB yoluyla hedeflerine ulaşabilecekleri konusunda ümitlendiren en önemli olay Avrupa Parlamentosunun 1987 yılında aldığı bir karardır. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik başvurusunda bulunmasından üç ay sonra Avrupa Parlamentosu “Ermeni Sorununun Siyasi Çözümü” başlıklı bir tavsiye kararı almıştır.[3] Bu kararda Avrupa Parlamentosu 1915 olaylarını soy kırım olarak kabul etmekte ve Türkiye soy kırımı tanımadığı taktirde Avrupa Birliği üyeliğine alınmayacağı belirtilmektedir. Türkiye’ni 1999 yılında adaylığının kabul edilmesinden sonra sözde Ermeni soykırımının tanınması konusu gündeme gelmiş ve Avrupa Parlamentosu 2000 yılı Kasım ayında Türkiye’nin adaylığı ile ilgili ilerleme raporu hakkındaki kararında asılsız soykırımı tanıması için Türk Hükümetine ve Türkiye Millet Meclisine çağrıda bulunmuştur. 2001 yılı ilerleme raporunda bu konu yok iken 2002 yılı ayı sonunda kabul edilen Güney Kafkasya Raporu ile ilgili Karar, 1987 yılı kararına atıfta bulunmakla, Türkiye’nin adaylığı ile asılsız soy kırım arasında tekrar bağ kurulmuştur[4]. Ermenilerin Avrupa Parlamentosundan her fırsatta bu konuda bir karar çıkartmaya veya eski kararları teyit ettirmeye çalışacakları ve Türkiye’nin adaylık statüsü devam ettiği sürece bu yoldaki faaliyetlerinin devam edeceği görülmektedir. Müzakerelere başlangıç tarihi olması beklenen 3 Ekim 2005 öncesi bu yönde bir karar Avrupa parlamentosunda yeniden kabul edilmiştir. Bunun üzerine yurtdışından açıklama yapan Tayip Erdoğan, bu kararın süreci etkilemeyeceğini savunmuştur.[5] Bazı hükümet yetkilileri ve milletvekilleri duruma şaşırdıklarını ve bunun kabul edilemez olduğunu söylemektedirler. Oysaki yukarıda tarihçesi verilen kararlara ek olarak çıkan yeni istekler bu bağlamda Ermeni soykırımı iddiaları müzakere başlangıç tarihi öncesi de önümüzde duruyordu. Bu talepler 6 Ekim günü yayımlanan ilerleme raporlarında yer almıştı. O gün yayımlanan üç belgeden biri olan ‘Etki Raporu’ hem Ermenistan ile sınırımızın derhal açılması talebini içeriyordu hem de Ermeni soykırımı iddialarının Türkiye tarafından bütün Ermenileri tatmin edecek bir tarzda kabullenilmesini istiyordu.[6] Avrupa Parlamentosu 17 Aralık 2004 zirvesinden iki gün önce 15 Aralık 2004 tarihinde de bir tavsiye kararı kabul etmiştir ve bu kararda da Türkiye’nin “soykırımı” tanıması istenmektedir.[7] 15 Aralık günü Türkiye’ye tarih verilmesini isteyen Avrupa Parlamentosu’nun çok ağır kararı diğer bir çok hususa ek olarak Ermeni soykırımı iddialarını da içermekteydi. Bu karar 17 Aralık Avrupa Konseyi yani AB zirve sonuçlarında da yer almıştı. AB zirvesi o kararında ‘Avrupa Parlamentosu’nun almış olduğu kararı memnuniyetle not’ etmekteydi.[8]

Avrupa Parlamentosunun bu tür kararlarının tavsiye mahiyetinde olduğu ve o nedenle de ne Avrupa Birliği üyesi ülkeler hükümetlerini ne de Türkiye’yi bağladığı, buna karşın Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturulmasına yardım ettiği ileri sürülebilir. Ancak, Türkiye Avrupa Birliğine üye olursa bu konudaki antlaşma tasdik için Avrupa Parlamentosuna gelecektir. Parlamento önceki kararlarını dikkate alarak tasdikten önce Türkiye’nin asılsız Ermeni soy kırımını tanımasını istemesi olasılığı vardır. Ayrıca bu kararın genel bir kanaat oluşturmasında etkili olduğu gözden kaçmamalıdır. Ayrıca Türkiye’nin süreç içinde kabul ettiği bazı belgelerin AP kararları konusunda bağlayıcı ifadeleri kabul ettiği ileri sürülmektedir.

Bu tartışmalar süre dursun biz içerde gerçekleşenlere baktığımızda vahim bir durumla karşılaşmaktayız. Daha müzakerenin başlaması aşamasında bile ülkemize yönelik yapılan saldırılar karşısında elimizi kolumuzu bağlamış duruma geldik. Bu bize ait bir ifade değildir. İçişleri bakanı Çiçek’in “AB ile müzakere yapacağız diye hapşıramıyoruz” ifadesi dikkate değerdir. Türk milleti’ne yönelik asılsız soykırım iddialarına destek içeren bir konferansa önce hainlik diyerek karşı çıkan, sonra çeşitli ayak oyunları ile yeniden düzenlenmesi gündeme gelince, mahkemece yasaklanan aynı konferansın düzenleyicilerine yol gösteren Çiçek’in bu tutumuna AB korkusundan başka bir izah getirmek zordur.

Hapşırmak sağlık için oldukça faydalıdır, üstelik hapşırığı tutmak bazen çok tehlikelidir. Devlet etrafı bu kadar çok sorun ve düşmanla çevrilirken hapşırabilsin ki, sevenleri de “Çok yaşa” diyebilsinler.

Türk milleti’ne iftira atmaktan utanmayan bir yazara açılan dava bile AB için kırmızı çizgi haline geliyorsa, birileri Atatürk resimlerinden rahatsızlık duyuyorsa, Kıbrıs’ı satın diye dayatılıyorsa, Türklük yoktur, etnik az(g)ınlıklara ses çıkarmayın, bölünün diye bastırılıyorsa, devlet artık hapşırmalıdır. “Devletim çok yaşa” diyenler göreve hazırdır.

——————————————————————————–

[1] Suat SEZGİN; “Ermeni Soykırım Yasası Bağlamında Türkiye Avrupa Birliği İlişkilerinin Değerlendirilmesi”, http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/makaleler/makale14.html

[2] Ömer E. LÜTEM; “Güncel Boyutuyla Ermeni Sorunu”, http:// www.ermenisorunu.gen.tr/turkce /makaleler/makale39.html

[3] Kamer KASIM; “Ermeni Sorunu ve AB Üyelik Süreci” Journal of Turkish Weekly http://www.turkishweekly.net/turkce/makale.php?id=72

[4] LÜTEM, a.g.m.

[5] http://www.sabah.com.tr/2005/09/28/gnd88.html

[6] Hasan ÜNAL; “Ne Hallere Düştük”, http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat1=2&yazi=526

[7] KASIM; a.g.m.

[8] Hasan ÜNAL; “Ne Hallere Düştük”, http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat1=2&yazi=526

Aralık 26, 2006 Yazan: gokmen36 | Uncategorized | | 1 Yorum

Başlarken

Bu başlığı kullanarak pek çok yazı yazdım öğrenciliğimden bu yana. Kah okulda duvar gazetesine, kah fotokopya ile çoğalttığımız sınıf gazetesine ya da yerel gazetelere vs. Hepsinde aynı heyecanı duydum mu açıkcası bilemiyorum. Ancak yazmak büyük bir disiplin gerektirdiği için -ki ben de yok gibidir bu-, ve de külfetli olduğu için -hiçbirini uzun süre devam ettirecek maddi ve manevi desteğimiz yoktu- çok uzun sürmedi bu maceralar.

Blog olayı ile tanışmam çok olmadı. Bir kaç blog servisinde denemelerim oldu ama bu disiplin eksikliği ve tembellik yakamı bırakmadı. Bir süredir yazmaya devam ettiğim bir sayfam var ve orada devam etmeyi düşünüyorum. Geçen gün googleda bir arama yaparken wordpresste hazırlanmış bir blogda bir yazıma rastladım. Açıp sayfaya bakınca  ara sıra methini duyduğum bu blog ortamında bari yazılarımı kendim koyayım istedim. Maceralara bir yenisi daha eklendi. Umarım sabır ve sebat gösterir, çalışmalarımı burda paylaşabilirim.

Vira bismillah…

Aralık 26, 2006 Yazan: gokmen36 | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Aralık 25, 2006 Yazan: gokmen36 | Uncategorized | | 2 Yorumlar